KAZIM KOYUNCU CENNETTE….
Y. Doç. Dr. Metin Erten
metin.erten@ttmail.com
Bu haftaki yazımı aslında geçtiğimiz cumartesi akşamı belirlemiştim.
Geçtiğimiz cumartesi gün boyunca süren bir etkinlik vardı. O gün, Kazım Koyuncu’yu andık. Kurucusu olduğum, bir dönem başkanlığını yaptığım Kaçkar Kültür ve Dayanışma Derneği ve Karabağlar Belediyesinin ortaklaşa gerçekleştirdiği, belediyenin tüm çalışanlarıyla müthiş destek verdiği bir etkinlikte.
Etkinliğin adı “1. Kazım Koyuncu Çevre ve Müzik Festivali”ydi. Sevgili Kazım’ı yalnızca müziğin içine sığdırmak yetmemişti bize. O, kısa yaşamı boyunca bir çevre militanı gibi çalışmıştı.
O geceyi, Tatvan doğumlu bir belediye başkanının, Artvinli bir müzisyeni, İzmir’de anmasının ne kadar güzel olduğunu anlatacak, Türkiye’nin mozayiğinin anlamını değerlendirecektim.
Gurup Kaçkar’dan Selim Gülay’ın nefis sesini, tümü de beyazlar içinde sahneye çıkan ve 9 kadından oluşan enfes bir gurup olan Dalepe Nena’nın Lazca söylediği şarkılardan söz edecektim.
Ve Efkan Şeşen’i anlatacaktım sizlere. Kazım Koyuncu ile aynı sahillerde dolaşmış, aynı havayı solumuş insanlardık hepimiz. Efkan’ın Artvin şarkılarıyla yeniden gittik o sahilerle.
Sonra Mehmet Ali Beşli’yi anlatacaktım. Kazım’la aynı odaları, sahneleri, yolları, duyguları paylaşmış, Kazım’ın gitarının yanında gurupta şarkı söylemiş Mehmet Ali Beşli’yi. Onun Kazım’ı, can yoldaşını anlatırken nasıl duygulandığını, Kazım’ı nasıl anlattığını, inanmış birinin nasıl dik durabileceğini, kürsüden dostunu uğurlarken nasıl davranılması gerektiğini gösterdiğini anlatacaktım.
Ardından Kazım’ın abisi, Hüseyin Koyuncu’nun gözlerindeki mutluluğu, kardeşine böylesine sahip çıkılmasından memnuniyetini aktaracaktım.
Size bu yazıda, o gün ve gece boyunca, Kazım’ın belki de en çok sevdiği şeyin yapıldığını, Karabağlar’daki Uğur Mumcu parkına gelenlerin nasıl da horon oynadıklarını, horona doymadıklarını anlatacaktım.
Başkan Sıtkı Kürüm’ün, tüm ekibinin, Cengiz Üzün’ün, Zeynep İmece’nin konuyu nasıl ciddiye aldıklarını ve özen gösterdiklerini, açılan standları, Kazım Koyuncu müzik bursunu, Kazım’a ömründe hiç dokunmamış kadınların “Kazım anneleri” adıyla verdikleri çabayı anlatacaktım.
Dernek başkanı Fevzi Aktan’ı anlatacaktım.
Ama olmadı.
İzmir’de güzel şeyler olurken, Türkiye’nin diğer tarafında kör birileri Kazım’ı PKK sempatizanı ilan ediverdi.
Geçen yıl Siirt’teki bir konserde, sanatçı bir konuşma yapar. Kazım dahil kimi sanatçıların adını ayar ve “onları unutmayın” der. Sen misin “unutmayın” diyen. Konu mahkemeye gider. Bilirkişi belirlenir. Ama bilirkişiler emniyetten, yani polislerdir.
Polislerin bilirkişilik yaptığı dosyadan da Kazım için “örgüt sempatizanı” hükmü çıkar.
Ve olay basına “Kazım Koyuncu cennette PKK’lı olmuş” diye yansır.
Şimdi siz bunlardan sonra da Sıtkı Kürüm’ün horon oynayanları izlerken gözlerindeki sevinci, Kaçkarlıların horon oynarkenki mutluluğunu anlatın.
Olmuyor işte.





